Çarşamba, Nisan 09, 2008

Griffin ile görüşme

Giriş

Karanlık... Gözlerini açtığında, nereden geldiği belli olmayan kesif ilaç kokusundan hemen önce farkettiği tek şeydi karanlık. Bu karanlıkta hiçbirşey görememesine rağmen gözleri yanıyordu. İstemdışı bir hareketle gözünü kaşımak için sağ elini gözüne götürmeyi denedi, başaramadı. Tekrar kaldırmayı denedi... Elini hırsla kıpırdatmaya uğraşırken, bir yandna da aklına olabileceklerin en kötüsünü getirmemeye çalışıyordu. Birkaç denemeden sonra durumu kabullenip derin derin nefes almaya başladı. O an, duyduğu hafif bir kapı gıcırtısı ile loş bir ışık gözünü aldı. Artık gözü açık tutamayacağı kadar çok acıyordu. Merakının acı üzerinde galip gelmesi sonucu sol gözünü hafifçe araladı, ışığın geldiği yöne doğru kafasını hafifçe, çevirebildiği kadar çevirdi. Kapının eşiğinde beliren silüet, yatağın yanına kadar ilerleyip kenarına oturdu. Hastabakıcı veya hemşire olduğunu tahmin ettiği kişi, üzerinde neler olduğunu pek seçemediği küçük, metal tepsiyi hemen yatağın başucundaki şifonyere koydu. Gömlek cebinden çıkarıdığı ufak şişenin kapağını açtı, tepsinin üzerinde duran şırıngayı alarak şişeye enjekte etti. Hastabakıcı, boğuk ve ince, elektronik bir ses ile irkildi. Şırıngayı ve şişeyi dikkatlice tepsiye koyduktan sonra cebindeki telefonu çıkardı. Birkaç saniye ekrana baktıktan sonra, itici melodisine dayanamayarak telefonu açtı.

Tatlı ve duru sesi, hemşirenin hoş bir bayan olduğunu kanıtlar nitelikteydi. Lâkin ses tonunun zaman zaman sinirli bir hal alması nedeniyle yapılan görüşmenin pek de sakin olmadığını anladı.. Bir süre anlam veremediği, ağızdan olduğu gibi çıkan söz öbeklerini dinledikten sonra, nihayet laf karmaşasının içerisinden bir cümleyi tam olarak çıkarabildi:

"Mükemmel mi olduğumu sanıyorsun?... Öteki insanlarda görüp imrendiğin ne özelliklerim var, biliyor musun?

Cümleyi duyduğu an hatırlamayı istemediği anılar birer birer aklına gelmeye başladı. Bu soruyu ona en son babası, o evi terketmeden önce sormuştu... Soruyu, bir çıkış yolu bulmak için tekrar tekrar düşündü:

"Öteki insanlarda görüp de imrendiğin özellik..."

O zaman verdiği yanıttan çok daha farklıydı elbet şimdi aklına gelenler. Burada hissiz bir şekilde yatarken, her zaman imerendiği insanlardan çok da farklı olmadığını anlamıştı. Şimdi tek istediği, özgürce davranabilmekti. Doyasıya hareket etmek, istediğini söyleyebilmek... Hayatının büyük kısmında yaptığı gibi çekinmek değil, rahatça hareket edebilmeyi istiyordu artık.


1

Düşüncelerden sıyrılarak yavaş yavaş gözlerini araladı. Hemşire gitmiş, kapyı da ardına kadar açık bırakmıştı. Kaşınmaya devam eden sol gözünü kırptı, daha fazla kaşınmaya başladığını farketti. Hemen elini gözüne götürerek iyice ovaladı.. Bir an duraksadı. Elini gözünden çekti, parmaklarını yavaş yavaş oynatmaya başladı. Ardından elini, sonra kolunu hareket ettridi. Heyecan ile yatağın içinde doğruldu. Yataktan inerek açık olan kapıya doğru yöneldi..

Kafasını kapıdan koridora doğru uzattığında beyaz, uzun ve boş bir koridor olduğunu faketti. Koridorun her iki tarafında da kapılar vardı. Önce koridorun sağ tarafına doğru ilerledi. Karşısına gelen ilk kapının kolunu kavradı, bir kez yutkunduktan sonra ardından ne çıkacağı hakkındaki korkusunu yenerek kapıyı açtı.

Hafif bir esinti eşliğinde savrulan başaklar, buğdaylarla kaplı, göz alabildiğine sarı bir tarla... Tarlanın ortasında bir satranç masası duruyordu. Masada oturan sıska, yaşlı adam eli ile masanın diğer tarafındaki boş sandalyeyi gösterdi. Şaşkınlığını üzerinden atarak, ahşaptan yapılmış rahat sandalyeye oturdu.

Yaşlı adam, tek kelime etmeden birkaç dakika eli çenesine dayalı şekilde düşündü. Ardından piyonlardan birini yerindne çıkartarak iki kare ilerletti..

Oynamak için değil, oynaması gerektiğini düşündüğü için o da piyonunu hareket ettirdi.

Yaşlı adam kafasını hiç kaldırmadan elini çenesinden uzaklaştırdı ve kurumuş dudaklarını diliyle ıslattı.

"Söyle bakalım... Film izlemeyi sever misin?"

Sorunun soruluş tarzı ve aniliği karşısında biraz afallasa da, böyle bir durumda şaşırmanın pek bir anlamı olmayacağını kabullenerek soruya yanıt verdi:

"E.. Evet. Oldukça.. Hatta zaman zaman kendimi oldukça kaptırmış olduğum ve karakterle ile özdeşleştirdiğim zaman..."

Yaşlı adam, üzerinde halen hasta önlüğü olan ve tedirgin bir ses tonu ile kelimeleri birbirine bağlamaya çalışan gencin sözünü keserek:

"Peki, bu filmlerden bir karakter seçmeni istesem?"

"Bir seçim yapmak zor ancak.. Kendi umudunu yaratan Donnie Darko belki, veyahut zaman gelgitinde sıkışmış Marty McFly..."

"Bu kahramanların ortak özelliği nedir?"

"Umutsuz bir durumda, tek umudun kendileri olduklarını farketmeleri. Aynı şekilde Blade Runner'dan Rick Deckard ve koca bir evrenin son umudu olan Luke Skywalker da kendimle özdeşleştirdiğim karakterler."

Gencin konuşmalarını dinlediğini pek belli etmeyen yaşlı adam henüz oynadığı veziri işaret ederek: "Şah-Mat!"

Genç adam sohbetin etkisinde hızla kurtularak masanın üzerindeki taşların pozisyonuna baktı. Gerçekten de şah, yaşlı adamın veziri ve fili tarafından sıkıştırılmıştı..

"Ama.. Nasıl olur? Ben daha hamlemi yapmadım?"

Yaşlı adam, alaycı bir tavrla gencin solgun yüzüne baktı "Sen hamleni ağzından çıkan her söz ile yaptın". Ardından ekledi:

"Diğer kapının ardında seni bekleyen biri daha var..."

Ne olduğunu halen idrak edemeyen genç, tarlanın ortasında tek başına duran beyaz kapıya doğru yöneldi. Kapıyı açacağı sırada, yaşlı adamın ona seslendiğini duydu;

"Önce kapıyı çal."

Genç adam, denileni yaparak kapıyı çaldı. Biraz bekledikten sonra kapının öbür tarafından gelen ve oldukça tanıdık sesi farketti. daha iyi duyabilmek için kulağını kapıya dayadı.. Bu ses, gencin en sevdiği şarkılardan biriydi. Kendini şarkının ritmine kaptırarak, gözleri kapalı sözlere eşlik etmeye başladı;

That's me in the corner
That's me in the spotlight, I'm
Losing my religion
Trying to keep up with you
And I don't know if I can do it
Oh no, I've said too much
I haven't said enough...


2

Şarkıyı duymak gittikçe zorlaşıyor, yere düşen yağmur sesleri ile birlikte müzik boğuklaşıyordu... Genç, şarkı duyulmaz hale gelene kadar sözlere eşlik etti. Bir süre gözleri kapalı kaldıktan sonra ıslandığını ve üşüdüğünü hissederek kollarını birbirine kavuşturdu. Gözlerini açtı, artık uçsuz bucaksız sarı tarlada değildi.. Dökülmüş yaprakların tüm zemini kapladığı, sık ve kasvetli bir ormandı burası.

Genç, yağmurdan korunacak bir yer ararken gözüne büyük ve yaşlı bir ağacın büyük kovuğu ilişti. Kovuğun önündeki yaprakları ayağı ile kenara ittikten sonra, emekleyerek içeriye girdi.. Hasta önlüğü ıslanmış, ayakları çamur içinde kalmıştı. Kovuğun diplerinden sakin bir ses:

"Üşüdün sanırım. Ben de üşüdüm... Böyle büyük ve güvenli bir ağaç kovuğu bulabildiğimiz için şanslı sayılırız."

Korkmuş ve üşümüş geçn adam, titreyerek kafasını sesin geldiği yöne doğru çevirdi:

"Kimsin sen?"

"Merak etme. Senin gibi kaybolmuş bir yolcu sadece.." Sözlerini bitirir bitirmez yüzünü karanlık gölgeden çıkararak gence doğru yaklaştı.

Bu, gencin hayallerinde bile göremeyeceği güzellikte bir periydi.. Belki de bir Pan. Saf güzelliği, büyük siyah gözleri, ufak boynuzları ve şirin gülümsemesiyle gencin gözlerinin içine bakıyordu.

"...Aslına bakarsan, benimle karşılaştığın için kendini şanslı hissetmelisin." diye sözüne devam etti Pan.

Korkusunu yenemeyen, bu kadar güzel biri karşısında afallayan genç sert bir üslup ile sordu:

"Ne demek istiyorsun?"

"Hayallerinde olmak istediğin bir karakter varsa, bana söylemen yeter. Bunu senin için gerçekleştirebilirim.."

Genç, hiç tereddüt etmeden aklından geçen ilk şeyi söyledi:

"Bu ormandan sağ salim çıkmamızı sağlayacak bir Kolcu olmayı isterdim. Tarafsız, ancak iyi niyetli..."

Pan'ın bu cevap karşısında halen gözlerinin içine baktığını gören genç, tam kendisiyle alay ettiğini düşündüğü için Pan'a çıkışacakken, artık giysisinin ıslak olmadığını farketti. Üzerinde ince, ıslanmış hasta önlüğü yerine yeşil kumaş ve deriden yapılmış bir tunik, sırtında da kahverengi bir cüppe vardı..

Pan, son derece masum bir ifade ile kovuğun dışarısına baktı:

"Yağmur dindi, fazla zamanımız kalmadı..."

Genç kolcu, soru sormak yerine hızla kovuktan emekleyerek çıktı. Pan'ı bırakmaması gerektiğini düşündü, tekrar kovuğa eğilerek elin, Pan'a doğru uzattı..

Pan, ürkekçe kendisine uzatılan eli tuttu, yavaşça kovuktan dışarı çıktı. İkisi de üstlerini temizledikten sonra genç adam çevresine bir süre bakındı. Biraz ilerideki patikadan başka takip edecek bir yolun olmadığını anlayınca oraya doğru koşmaya başladılar..

Patikayı takip ettikçe orman daha da kararıyor, ağaçlar gitgide cansızlaşıyordu.. Karanlığın ardında nelerin olduğunu düşünmek bile son derece rahatsız ediyordu genci. Gözlerini kapayıp, Pan'ın elini sıkıca tutarak tüm hızıyla koşmaya devam etti. Çevresinde ürkütücü uğultular duymaya başlayınca göz kapaklarını daha kuvvetli şekilde sıktı. Koştu, koştu... Ta ki ayağı takılıp kendini çamurun içinde buluncaya dek..


3

Kendine geldiğinde, başında dikilen uzun cüppeli, garip siyah maskeli adamlar ile karşılaştı. Bu adamlardar birisi elinde kalınca bir kitap taşımaktaydı. Kitap taşıyan adam, gencin kalkmasına yardım etti. Sonra genç kolcuya doğru yaklaşarak:

"Genç yolcu, bana bir günah söyle.. Öyle bir günah ki, evrendeki çoğu suçun ve karmaşanın kaynağı.."

Kolcu, hiç düşünmeden:

"Açgözlülük." diye yanıt verdi.

Kitap taşıyan cüppeli adam, diğerlerine nazaran daha uzun boylu olan maskelinin yanına giderek, boğazını cüppesinin içinden çıkardığı hançer ile tek hamlede kesti. Hançeri cüppesine sildikten sonra kınına geri soktu ve gence dönerek:

"Şimdi, yolculuğuna devam et."

Genç adam, yerde kanlar içerisinde yatan maskeli adama dehşet içerisinde bakmayı bırakarak koşmaya devam etti.

Koştu... Ormanın sonuna varmak için koştu. Ancak, ormanın genç adama anlatacağı daha pek çok hikayesi vardı.

Belki de hikayenin geri kalanını Kabraxis anlatır bizlere. Koşmaya sen devam et kabraxis..

8 Yorum:

neoxolmis dedi ki...

Çok güzel olmuş yazı :) Eaa ama kimseye pençe atmamışsın?

Night Eagle dedi ki...

Atacak birini bulamadım :'( Önerilere açığım..

Ayna-i Marzî dedi ki...

Süper olmuş röportajın diyeceğim, ama hikayen desem daha mı doğru olur ne? :)

Kabra devam ediyor ya işte, bekliyoruz biz de^^

OttO dedi ki...

Perfect!..

Kabraxis dedi ki...

Oha Night, ben nasıl anlatayım hikayenin gerisini, Ozan olan sensin yau :(. Kabra hangi yüzle devam eder buna?

Monthius dedi ki...

Süper olmuş Nayto ^_^ Sen daha sık yazsana bakayım bloguna? ^_^

Dauril dedi ki...

süfer! 10/10!

eheh ^^

neoxolmis dedi ki...

O şarkının hatırlattığı şeyler, geçmişte kaldı. Umarım bir daha o şarkıyı hatırlatmayacak biriyle karşılaşırsın, ve mutlu olursun.