Metal Dolunay
Giriş
Gece yarısı... Issız karanlık. Karanlığın içinde sadece kendi adımlarının sesini duyabiliyordu. Dikkatle onları dinledi... Lastik ayakkabı içindeki soğuk metalin yere baskı uygulamasıyla oluşan tınıyı dinledi dikkatle... Elini yüzüne götürdü, yanağına dokundu... Soğuktu... Derisinin altında alışamadığı bir soğukluk... Birdenbire yürümeyi kesti. Gözlerini kapatıp çevreyi dinledi, bir ses rahatsız etmişti onu, belki de başka birinin adım sesleri... Ama nasıl olabilirdi, bu saatlerde bu suskun sokakta ondan başkası olmazdı. Her gece kendini daha insansı hissetmek için bu sokağa atar, gecenin ayazında bile üşümediğini görmesi kendisini kötü hissetmesine neden olsa da, bu sokakta yürümenin bambaşka bir tadı vardı onun için... Kafası bu düşüncelerle meşgulken bile kendisine doğru yaklaşarak artmaya devam eden ayak seslerini dikkatle dinlemeye devam edebiliyordu... Tanrım, gerçek insanlar bunu yapamaz ki! Kendini bir et yığını gibi hissetmek istiyorsa, neden onlar gibi davranmıyordu? Onlar gibi düşünmüyor, onlar gibi hareket etmiyordu. Hiçbir hareketi, hiçbir davranışı gerçek değildi, kimi kandırıyordu ki? Aniden yakınındaki ayak sesleri hızlanmaya başladı, normal bir insan bu durumda bir tepki gösterir, kaçmaya veya savaşmaya başlamayı seçerdi... Ama hayır, sibernetik beyin sistemleri gerçekten farklı işliyordu, mutlak bir hesap yapmadan hangi durumun daha uygun olacağını seçemiyordu, öte yandan bu seçimin sonucunu genellikle kendi de öğrenemeden hareket sistemleri aktif hale geçiyordu... Bunları bildiği halde yerinden kıpırdamadı, bazı durumlarda insan gibi davranmak pek yararlı değildi, her ne de olsa kolunun titanyum karbon alaşımdan yapılması, bireyin kaçmaya olan ihtiyacını büyük ölçüde azaltıyordu. Adımlar hızla sıklaşmaya ve sesleri daha yakından gelmeye başladı. Seslerin geldiği yöne doğru, pardösüsünün altına gizlediği kolunu boyun hizasına gelecek şekilde kaldırdı. Kolunu kaldırması ile birlikte yere yaklaşık 80 kiloluk bir kütlenin ıslak asfalta çarptığını duydu. Kolunu yavaşça indirdi, duruşunu hiç bozmadan bir süre öylece bekledi... Bir yandan da boynuna yediği darbe ile yerde acıyla kıvranan adamın seslerini dinliyordu;
-Se... Sen... Nesin sen?...
“Nesin sen”... Bu soruyu uzun zamandır işitmemişti... Her gece dışarı çıkıp yaptıklarını gözden geçirmesinin, davranışlarının ve amacının anlamlarını hiçbir şeye yükleyememesinin nedeniydi bu soru... Neydi peki? Neden insan gibi gözüküyordu ama insan değildi? İşlemcilerinin gücünü hayli aşan bir soruydu bu, acaba gerçek bir insan beynine sahip olsaydı anlam verebilir miydi tüm bu olan bitene? Kafası karışmıştı... Hayır, insan olmayanların kafası karışamazdı... Bir an için bunların hepsi ona çok saçma gelmeye başladı.
Arkasını yerde kıvranan zavallı adama döndü, yürümeye başladı. Yalnız bir saniye öncesi ile şimdi arasına ufak bir fark vardı, o da artık kafasının içini meşgul eden soruların olamayışıydı... Hatta hiçbir şey yoktu zihninde, adeta biri bir saniye önce aklın tüm vanalarını açıp kaçmış gibiydi. Başını yere doğru çevirdi, adamın gözlerinin içine bir süre baktı... Sonra yere doğru çömeldi, ağır metal elini yumruk yaparak yukarı doğru kaldırdıktan sonra büyük bir hızla adamın kafasına indirdi. Ayağa kalktı, son kez adamın gözlerine baktı, bakışları artık merhamet dilemiyordu yerde yatan adamın. Arkasını döndü, yürümeye devam etti... Adımlarını sıklaştırırken yine sordu kendi kendine, yanıtını asla bulamayacağını bile bile: “Nesin sen?”


